innernatura.com

ENERJİ BEDEN DENGELEME

NOEL KUTLAMALARI TURKLERDEN ALINMIS BIR UYGULAMADIR…

January30

Noel bayramının kökeni….

İnanabilir misiniz, yüzyıllardır Hıristiyanların İsa’nın doğuşu olarak
kutladığı Noel bayramının, çok eski Türklerin yeniden doğuş bayramı
olduğuna? Nereden nereye, inanılacak gibi değil, değil mi? Ben de ne
yazık ki, yeni öğrendim.

Çok ilginç gelmişti, Hıristiyanların Noel bayramını tamamıyla
Türklerden almış olduğunu gösteriyordu. Fakat üzerinde durmaya vaktim
olmadı, hem de Noel zamanına doğru ele almayı düşünmüştüm. Bu arada
Türk devletlerinden başka birilerine aynı konuyu bilip bilmediklerini
sordum. Bana İran’ın Azerbaycan bölgesinden İsmail Bey’den yanıt
geldi, verdiği yanıt birebir aynı olmasa da çok uyduğunu gördüm.  Olay
şöyle:

Türklerin, tek Tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre,
yerin göbeği sayılan yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı
bulunuyor. Bunun tepesi, gökyüzünde oturan Tanrı Ülgen’in sarayına
kadar uzanıyor, buna hayat ağacı diyorlar. Bu ağacı, motif olarak
bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebiliriz. Ülgen,
insanların koruyucusu, o sakallı ve kaftan giymiş olarak sarayında
oturuyor ve geceyi, gündüzü, güneşi yönetiyor. Türklerde güneş çok
önemli. İnançlarına göre gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya
başladığı 22 Aralık’ta gece gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan
sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor. Güneşin yeniden doğuşu, bir
yeni doğum olarak algılanıyor Türklerde. Bayramın adı Nargudan,
nar=güneş, tugan, dugan=doğan. Doğan güneş. Astronomik olarak o günden
itibaren geceler kısalmaya, günler uzamaya başlıyor. İşte bu güneşin
zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle akçam ağacı
altında kutluyorlar. Güneşi geri verdi diye Ülgen’e dualar ediyorlar.
Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar,
dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrıdan.
İnanca göre bu dilekler muhakkak yerine geliyormuş. Bu bayram için,
evler
temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın etrafında şarkılar
söyleyip oyunlar oynuyorlar. Yaşlılar, büyük babalar, nineler ziyaret
ediliyor, aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar.
Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme. Bayram, aile
ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur gelirmiş.
Yazılana göre akçam ağacı yalnız Orta Asya’da yetişiyormuş.
Filistin’de bu ağacı bilmezlermiş. O yüzden bu olayın Türklerden
Hıristiyanlara geçtiği ve bunu da Hunların Avrupa’ya gelişlerinden
sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor. İsa’nın doğumu ile hiç
ilgisi yok. Doğum, güneşin yeniden doğuşu.

Meydan Larousse’da, İsa evrenin nuru olarak algılanıyor ve bu olayın
Pagan halklardan alınıp İsa’ya yakıştırıldığı yazılıyor. İnternette
yazılanlara göre, İmparator Konstantin (324-337) zamanında İznik’te
toplanan konsülde,  22 Aralık’ta güneşin doğumu için yapılan bu Pagan
Bayramı’nı İsa’nın  doğumu olarak 24 Aralık’a alınıyor ve Noel Bayramı
deniliyor. Batı kilisesi ise, yani Katolikler 25 Aralık’ta
kutluyorlarmış bunu. Çam süsleme ise ilk 1605′te Almanya’da görülüyor,
oradan Fransa’ya geçiyor.

Ne kadar ilginç değil mi? Batı, en büyük bayramını göçebe, ilkel
olarak tanımladığı Türklerden yürütmüş. Yeni yapılmakta olan
çalışmalarla Batı’ya Türklerden kimbilir daha nelerin geçtiği ortaya
çıkacak? Belki de yazının ve dillerin anası Türkler olduğu
kanıtlanacak.

Muazzez İlmiye Çığ 18.12.2007

İnanç değil, istek gerek!

January29

Alternatif terapiler söz konusu olduğunda en çok duyduğumuz cümlelerden biri de şudur:

“Ama ben inanmam ki öyle şeylere!”

İnanmayın efendim! Yeter ki iyileşmek isteyin. Çünkü iyileşmek isteyen bünye, tedavisi Çin’de olsa gider bulur; aklına mantığına uymasa da iyileşmek için her olasılığı değerlendirmek ister.

Mesela bana inanmanıza gerek yok; mükemmel sağlığınıza ve dengenize kavuşmak istediğiniz sürece.

Halbuki bir de inanıp şifa bulamayanlar var… İşte onlar ise iyileşmek istemeyenler. İstemediklerini kabul etseler belki bir adım atmalarına yardımcı oluruz…

ÇAKRALAR

January28


Artık her yerde duyuyoruz. Çakralar açılıyor, temizleniyor, dengeleniyor… Peki, çakra dediğimiz şey aslında nedir? Kirlenir mi? Açılması gerekir mi? Yenilir mi? İçilir mi?

Çakra, aslında Sanskritçe bir kelime ve ‘dönen tekerlek’ anlamına geliyor. Türkçe’de de çok benzer bir kelimeye sahibiz: Çark! İşte, bu bağlantıyı aklınızda tutabilirsiniz: Çakra dediğimiz şey döner!

Akademik anlatıma devam edecek olursak, çakralar bedenimizdeki enerji merkezleridir. Herkesin yedi ana çakrası -ve birçok küçük çakrası- bulunur. (Gerçi son yayınlarda yeni çakralardan da bahsediliyor ama kafamızı karıştırmayalım.) Ruhsal, zihinsel, duygusal ve fiziksel olarak sağlıklı bir bedende tüm çakralar işlevlerini tam olarak yerine getirirler.

Aynen yukarıda gördüğünüz çizimdeki gibi tarif edilirler. Hepsi omurgamız üzerinde başımızın tepesine doğru sıralanır. Öne ve arkaya doğru vorteksler oluştururlar. Fakat bizim çıplak gözle görebileceğimiz kadar somut değiller. Bioenerji ile uğraşan veya görebilme yeteneği ile yaşayan insanlar, çakraları görebilir veya hissedebilirler. Çakralarımızı dış dünya ile bağlantımız olarak da algılayabiliriz. Fakat sadece enerji giriş-çıkışını sağlamakla kalmaz; aynı zamanda bedenimiz içindeki enerjinin hareket etmesini de sağlarlar.

Hangi enerjiden bahsediyoruz? Elbette, yaşam enerjisinden. Ki, prana ya da chi adı verilen ve evrende devinim halinde bulunan saf enerji!

Çakralarımız olmasaydı, -kelimenin tam anlamıyla- pilimiz biterdi! Ayrıca sakın “Senin çakraların kapalı! Hemen açmamız lazım!” diyenlere kanmayın. Bu merkezler kapanmazlar. Kapansalardı ölürdük zaten. Sadece yaşam koşullarımıza bağlı olarak fonksiyon bozukluklarına rastlanabilir. Blokajlara bağlı olarak az çalışabilir ya da dengesizlikler nedeniyle kendilerini kaybedip deli gibi dönerler!

Şimdi de onları -aşağıdan yukarıya doğru- yakından tanıyalım:

Kök Çakra: Kuyruk sokumunda bulunur ve kırmızı renktedir. Dünya’dan bedenimize enerjinin girdiği kapıdır. Dolayısıyla bizi dünyaya bağlar ve maddi alemle ilişkimizi belirler. Omuriliğin alt ucunda yer alan bu çakra, çakra sisteminin temelini oluşturur. Dengeli çalışması, bedensel sağiık, güvenlik duygusu ve yaşama sevinci olarak tezahür eder.

Sakral Çakra: Cinsel Çakra veya Seks Çakrası da denilir. Turuncu renktedir. Karın bölgesinin alt kısmında yer alır. Cinsellikle ilgilidir. Dengeli çalışması, duyumsal yoğunluk, cinsel doyum ve değişimi kabul etme becerisi olarak tezahür eder.

Güneş Sinirağı Çakrası: Güç Çakrası olarak da bilinen üçüncü çakra, ‘solar plexus’ denen bölgede yer alır. Kişisel güç, irade ve otonomi prensiplerinin merkezidir. Dengeli çalışması, enerji, verimlilik, çabuk karar verebilme ve güç faktörünü baskıcı olmadan kullanabilme yetisi olarak tezahür eder.

Kalp Çakrası: Çakra sisteminin tam ortasında yer alan kalp çakrası, sevgi merkezidir. Bu çakra insan psişesinde yer alan zihin-beden, dişil-eril, asıl-gölge, ego-vicdan gibi zıt öğelerin dengeleyicisidir. Sağlıklı çalıştığında, sevgi, şefkat, barış ve güçlü bir adalet anlayışı olarak tezahür eder. Zaman zaman duygusal çıkmazlarımızdan dolayı, tıkanabilir.

Boğaz Çakrası: Gırtlak bölgesinde yer alır. İfade ve sanatsal yaratıcılık merkezidir. Bu çakrada evren, bir titreşimler alanı olarak sembolik düzeyde deneyimlenir. İfade edemediklerimiz, burada tıkanıklıklara ve hastalıklara neden olabilir.

Alın Çakrası: Aynı zamanda ‘üçüncü göz çakrası’ olarak da bilinen bu çakra, iki kaşın ortasında yer alır. Hem fiziksel, hem de sezgisel boyutta görebilme ile ilgilidir. Dengeli çalışması, hayatı daha geniş perspektiften görebilme yeteneğini artırır.

Taç Çakra: Tepe Çakrası olarak da bilinen bu çakra, saf farkındalık olarak bilinen bilinç seviyesine karşılık gelir. Kozmik enerji girişini sağlar.

Selin Demirci

LECHER ANTENİ

January28

Dünyanın manyetik enerjisini ölçmeye yönelik prensipler ilk kez 1890 yılında Ernst Lecher tarafından bulundu. “Lecher Anteni” ise, Dr.Lecher’in prensiplerine dayanarak, insan bedeninin elektro-manyetik enerjilerini ölçmek üzere, 1975′te bir grup Alman fizikçi tarafından geliştirildi. İnsan bedenini çevreleyen süptil enerji alanlarına uyumlanabilen ve çeşitli düzeylerde ölçümler yapabilen anten, elde tutularak kullanılan basit bir alet gibi görünse de, yüzyılın önemli buluşlarından biridir.

1.0-18.0 Hz. arasındaki kısa dalga boylarını netlikle ölçmemize yarayan ve Acmos metoduna dayanan geliştirilmiş Lecher Anteni, insan enerji dengesini bozan tüm problemleri tanımlamamıza ve uygun çözümler üretmemize yardımcı olur.

Lecher Anteni sayesinde, daha önce sadece ’sezgi’ yoluyla elde edebildiğimiz -ve dolayısıyla kanıtlayamadığımız- bedensel titreşimleri; ayrıca, biyolojik yapımızdan yayılan titreşimlerin yanısıra, fisiksel bedenimizi çevreleyen enerji alanlarını da okuyabiliyoruz.

‘Bilimin En Gizli Tutulan Sırrı’ olarak anılan anten ile, bedenimizde kapalı devrede dönmesi gereken yaşamsal enerjimiz dışarı kaçmaya başladığında tespit edebiliriz. Böylece, enerji bozukluğu yaratan durum veya çevresel faktörler fiziksel bedenimize zarar vermeye başlamadan, gereken güçlendirici çalışmalar yapılabilir.

Dünyada, Feng Shui ve Vastu Shastra uzmanları tarafından da kullanılan anten ile her bireyin çevresi ile olan enerjisel ilişkileri değerlendirilirken, daha uyumlu bir ortam yaratmanın da çözümleri açıklanır.

Galileo’nun dediği gibi: “Ölçülebilir olanı ölçmek ve henüz ölçülemeyeni ölçülebilir hale getirmek önemlidir.” Kullanımında sonsuz olasılıklar barındıran Lecher Anteni, herşeyin birbiriyle bağlantıda olduğunun en açık kanıtını sunuyor.

« Older Entries